14 Ağustos 2013 Çarşamba

TENHALARDA...


Kapalı, her şeye kapalı loş odalar. güneş küskünü pencerelerden gelmiyordur hüzmeler. ruha aydınlık veren bir ilhama kapalı göz, kulak... Derin sessizlikte birbiri içinde tüm duygular ve cedelleşir umut yeis ile... Baş, aşağılara eğilir, sanmayın ki izler yerdeki motifleri... Gömülür kasvetli iç alemine akıl, idrak... Görürdü eğer başını kaldırabilseydi, gölgesini hissettiren eli... Heyhat kaç ruh, ten kafesinde solup gitti tenhalarda...

BEKLEMEK


 


Sonsuza uzanan koridorlarda, yankılanan bir sestir ruhum... Aşina olduğu kayıp hislere teşne, çölde su arayan eller kadar çaresiz... Kıvrılan görüntüsü bitmeyen cümlelerin sonuna konan virgüldür, mumun ardında bekleyen rüzgarda savrulur durur... Beklemek, ne kadar sancılıdır şimdilerde...

TAHTIREVAN

Bir aşağı bir yukarıdır hayat... Bir adım öncesi değildir aynı bir adım sonrasıyla... Zaman nehrinin biriktirdiği yaşanmışlıklar bir uçta, biz diğer uçtayızdır. İşte hayat bir tahtırevan gibidir... Çoğu zaman görmediğimiz şeyler alçaltır bizi, bazen de ağır basar yükseklerde soluklanırız... Değişmeyen ise ortadaki kaderdir, tahtırevanın tam ortasında...

GÜL

Umut taşıyıcı kuşların kanatlarından arda kalan rüzgar, güneşsiz bir sabahta aralamış penceremi... Habersizdim her şeyden, derin bir hissizlik uykusundaydım... Nostaljik duygular paletinde renklenmiş hayatım, keyifli bir hüzne mihmandar şimdilerde... GÜL, sen ne hüzün-sevinç karışığı bir duygusun... ve sen her derde dermansın... iyi ki varsın...

SON SEFER, UMUDA...




Kulağını ver bak, çaldı işte son vapurun sirenleri... "haydi" diyor, "haydi, son sefer bu umuda"... kuşların telaşı sarmadan ruhunu, kanatlan yarına... Belki bir an bile geç olabilir, davran ve kaldır ruhunla, bedeninin tutup ellerinden... Haydi, başlıyor son nefes gibi bir serüven...

KAPI



İki farklı ortamı birbirinden ayıran şeydir kapı. Ötesi ve berisi aynı olan ortamlarda kapıya da gerek yoktur zaten. Kolumuzdan tutan her kapı bizi bulunduğumuz durumdan farklı bir duruma sürükler... Kimi zaman güneşli bir güne açılır, kimi zaman yağmurlu bir gökyüzüne, kimi zaman yemyeşil bir bahçeye... Keşke, içime doğru açılan bir kapı bulsam ve çekip gitsem...

SON DEMLERDE...

Hızlı adımlar, ağırlaşır yavaş yavaş, güneşin tazeliğini yitirdiği zaman aralığında... gelinen yolların haritasıdır çehrelerden okunan... nazarlar, adımların ters istikametindedir... nereye bakılsa hüzün görünür, umut ambalajında ve bir "ah" yükselir, bütün ömrü içine alacak kadar kapsamlı... bir "ah" yükselir ki, bin "ah"a bedeldir...

İSKELEDE İNTİZAR


Gittiğin taraftan esen, soğuk rüzgarları takıyorum koluma ve öylece adımlıyorum sokakları.. seni arıyor gibi dolaşıyorum avare... nereye baksam sen çıksan keşke diye çaresiz bir beklentiye kapısını aralıyor gönlüm... yoruluyorum, ve senin de binip gittiğin o vapurun şehre veda ettiği iskelede bir sandalyeye oturup dinleniyorum... belki o vapur geri gelir diye bekliyorum, içinde senin olduğu bir seferinde...

BUĞULU CAMA ÇİZİLEN KALP


    Bir akşam üzeri, ellerim semaya açıktı. edilen duanın "amin"i düşüyordu avuçlarıma ve neden sonra soğukluk zorluyordu ruhumun pencerelerinden girmek için içeri. bir nefesle buğulandı saydam duvarlarım ve sana dair bir kalple ısıtıyorum kendimi, belirsiz bir elin çizmiş olduğu buğuda...

SOKAKTAYDIM...

   Sokaktaydım, ürperti veren karanlık, her tarafta kol gezen soğukla iş birliği yapmıştı. Sokaktaydım, ruh cepkenimden yollara düşen hislerimi arıyordum... sokak ışıklarını çağırdım yardıma, önde onlar arkasında ben, geceyi yudumluyorduk... yağmur mu yağmıştı? Hayır!!! yerlerde ıslaklık vardı çünkü ruhum yitiğine ağlıyordu...ve ben sokaktaydım... ruhum derin bir şokta...

İSTANBUL GECESİ




           İstanbul akşamında, yüksekçe bir yerde hayat sahnesinde yalnız ben, rüzgar ezgisiyle dans ediyor yağmur damlaları... fırtınalar sığmıyor içime, taşıyor... oyunun sonuydu belki de, flaşlar patlıyor ardı sıra, sahnenin sönerken ışıkları bir bir...

SELAM



             Hırçın dalgalar çekiştirip durmakta paçalarımdan, çakılıp kaldığım yerde atamıyorum bir adım dahi ileri... suskunum, sessizim... uzaktan gördüğüm bir tanıdık, gözlerimin ışıldamasına sebeptir... sarsa da çepeçevre beni olumsuzluklar, selam uzak ve yakın dostlar, SELAM....

SOĞUK GÖNÜLER







Gecesi uzun bu talihsiz zamanın...
soğuk hisler, soğuk düşler ve soğuk sözler hakimiyeti... bir kaç sıcak duygu kıvılcımı olsa da, yenik düşüyor ayazlara... sabahlar ne kadar yakın ve ne kadar bizimdir bilinmez ama semamıza yükselen güneşi avuçlayıp, üflemek gerek şimdi soğuk gönüllere...

MEÇHUL'E...




Gecenin karanlığında esir bedenim, ruhumun ışığı sönmekteyken yavaş yavaş, figanı heceliyor lisanım... yüreğim aslan pençesindeki avın kalbi; çaresiz, telaşlı ve yorgun... açıp kanatlanmak gelir içimden, şu an ve mekandan meçhule...

İHTİMAL

Gecenin rengine boyandığında her yer, sessizlik kuyusunun en dibini mesken eder kendine gönlüm. kaldırıp da baktığım semada sönük ışıldar yıldızlar. beyazdır artık soğuğun rengi, düşer bir bir aşağıya... soğukla beraber saplanır ruhuma bir düşünce; senle olmak kardan adamın ateşi tutması kadar mümkündü belki de o bile değil...



 

13 Ağustos 2013 Salı

PLATONİK AŞK PARADOKSTUR...

Platonik aşk, yani tek taraflı aşkın Platon’a göre tanımlanmış şekli bir bakıma paradokstur. Aşk tek taraftadır ve âşık, maşukuna endeksli bir hayat sürer. Yani âşık maşukunun umurunda bile değildir, onun dikkatini bile çekmez. Fakat maşuğun her hareketi, her sözü ve tavrı aşığın seyir defterine yazılıp durur. Ve aşığın ruh halini, davranışlarını, sözlerini ve daha pek çok şeyini bunlar belirler.